New Page

New Page
New Page

Haftanın Sözü

"İnsanların birbirlerini tanımaları için en iyi zaman ayrılmalarına yakın zamandır."

F.Dosteyevski

Tüm Sözler

     
 
Anasayfa
29 Haziran 2009
Güzel Sözler - Reha Sözler
"Gerçekler inanılmazdı, ben de yalan söyledim..."
 
2005 Girişliler GMB yazıyor...
Abdullah Reha NAZLI - Videolarım
 
Ders Çalışmak ve Hayat üzerine
Yazılarım - Son yazılar

“Her konuda bir şey bilin, bir konuda her şeyi bilin”

İnanılmazı başarmış Fen Lisesi kazanmıştım… Daha önce –beni kızdırarak şevke getirmeye çalışan babam hariç, kimse ders çalışmamı söylemiyordu, çünkü buna gerek yoktu…

Her nedense o güne kadar okuldan gelir gelmez ödevlerimi yapıyor, ertesi gün işlenecek konuları açıp hocaların sorması muhtemel tüm soruların cevaplarını evdeki kitaplardan, ansiklopedilerden buluyor ve derse hazır gidiyorum… Sınav haftaları ise deftere bir kere göz atarak tüm derslerden en yüksek notları alıyordum… Sanırım kafayı dersle bozmuştum…

Neyse ki o yıllar çabucak geçti… Fen Lisesi hakkında halkın dilinde dolaşanlar tamamen hurafe idi, gerçekler daha korkunçtu… Ortaokulda en çok edebiyat ve tarih çalışıyordum, burada yasak ve gereksizdi… İnternet, futbol, bilgisayar oyunlarını geçin; web tasarım, kitap okuma ve satranç bile insanın ders çalışmasını engelleyen kötü alışkanlık gibiydi…

Ders dışındaki başarıların pek önemsenmediği bir okulda ders ve ders dışında bir başarısı olmadan yaşıyordum… En büyük başarılarım bir günde 400 sayfalık romanları bitirmek ve satrançta sınıfta ilk üç içinde olmaktı… Aslında en büyük başarım okul yönetiminden, arkadaşlardan ve ailemden gelen sürekli duyduğum ders çalışma emir ve tavsiyeleri ile yaşayabilmemdi…

Sanırım bu baskı beni ders dışı tüm ilgi alanlarıma yönetti… İnsanlara hayatın ders çalışmaktan ibaret olmadığını açıklamaya çalışıyordum, beni anlayan yoktu… Bir süre sonra çok kötü bir şey oldu ve ben ispata çalışmaktan vazgeçtim… Kendi çabalarımla web tasarım öğreniyor, yazılar yazıyor ve kitaplar okuyordum… Şimdi çok küçük gelen o zamanlara göre çılgınca hedeflerim vardı…

Öyle ya da böyle illaki hayatımda çalışmadığım kadar ders çalışıyordum mecburen… Biri kahvaltıdan önce olmak üzere her gün zorunlu 4 saat etüt vardı… Dersler çok zordu… Herkesin ortak kanısı; okulun bize öğrenmeyi öğrettiği yönündeydi… Yani biz bu kadar zor dersin altından kalkabilmek kendimizce bir yol geliştirecek ve kendimize en uygun öğrenme metodunu bulacaktık… Benim bulduğum metot ise çok zor derslerden iyi notlar almadıkça gelen baskılar karşısında mutlu kalabilme sanatı idi… Hala daha bunu kullanırım…

O dönem okul derslerimiz ile üniversiteye giriş sınavı çok alakasızdı… Üniversiteye gittiğimizde rahat etmemiz için tüm derslerin tüm içeriklerini görüyor ayrıca diğer hiçbir okulun görmediği konuları sonuna kadar işliyorduk… “Üniversiteyi nasılsa kazanacağımız” için bunlar bizim için ÖSS kadar önemli idi… Hakikaten de öyle oldu… Ne okul derslerine ne ÖSS’ye yaranamayan biri olarak girdiğim, heyecandan ellerimin titrediği o sınavdan iyi beklentilerle çıktım...

O dönem olarak ÖSS’de Türkiye 1.si olan dönem olduk… ÖSS sonucum, beni 2 yıl depresyona sokacak ve hayatımın akışını tümden değiştirecek sonucum Türkiye’de her yüz kişiden birinci olduğumu gösteriyor ama mezun olduğum liseye göre beni rezil ediyordu… Türkiye’deki her yüz aileden doksan dokuzunun övünerek bahsedeceği derece ailemde şok etkisi yaratmış ve göz yaşları ile geçen dönem sonucunda bir sonraki sene rahat rahat en yüksek yerlere gidebilecekken Kütahya’dan kaçmama neden olmuştur…

Gittiğim üniversite ve bölüm, lisede tenezzül bile edilmeyecek ve adı üniversite olarak bile geçmeyecek bir yerdi… İşte bu açıdan biraz daha mutluydum… Kimse bana ders çalış demeyecekti ve ben herkese kendini her konuda geliştirmenin sadece ders çalışmaktan daha üstün olduğunu kanıtlayacaktım… Yine de bu okulda ders konusunda rahat rahat derece yapacağımı bilerek ve ders çalışmaya istekli ve hevesli olarak başladım bu okula… Tabi ÖSS sonucumun neden beklediğimden aşağı geldiğini de sürekli düşünüyordum….

Bir ameliyat ve her şey değişti tekrar… Hayatımın yörüngesi üç ay içinde ikinci kere değişti… Sınav döneminin ortasında hastanede yatıyor ve üniversitenin ilk döneminden okulu bir dönem uzatıyordum…

Ders çalışma isteğim elbette ki bir daha asla yerine gelmedi… Ben ise; web tasarım, programlama, psikoloji, felsefe, beden dili, yönetim ve organizasyon, edebiyat, tarih, futbol, Taekwondo, yazarlık, yönetmenlik, muhabirlik vb. onlarca alanda istediğim kadar ilerliyordum... Ders çalışmayı bile ilgi alanlarım ve yeteneklerimle bağdaştırıyordum… Bazen tüm defteri bilgisayarda yazıyor, bazen konu ile ilgili kitapları okuyor bazen de bilgisayar animasyonları hazırlıyordum…

“Aynı anda iki iş yapanın ikisi de yarım olur” sözü haklı çıkıyor, onlarca işim yarım kalıyor ama ben öyle ya da böyle hayatımın en güzel günlerini yaşıyordum… Derslerim benden daha fazla arkadaşlarımı telaşlandırmaya başlayacak seviyede kötüye gittiği bir dönem yine bana lisede kötü hatırladığım ne varsa hatırlattı… Sanki herkes her zaman ders çalışıyor bir tek ben yeterince çalışmıyordum… Ayrıca yine hasta oluyor, yine sınavlara giremiyordum… İlgi alanlarımın çoğunu bıraktığım son dönem yine ders çalışamıyor yine hasta oluyor ama hasta hasta başka uğraşlar buluyor başka konularda kendimi eğitiyordum…

Sonra bir gün eve geldiğimde ertesi gün üç sınav olduğu üzere masaya oturuyor, beş dakika sonra müzik açıyor, yarım saat sonra acıkıyor, bir süre sonra kalkıp Pumse çiziyor (Taekwondo’da hayali dövüş), bir süre sonra bilgisayarda bir web sayfası tamamlıyor, gelecek planlarımı yazıyordum… En sonunda kendime ders çalışmam gerektiğini hatırlatması üzere bilgisayarda “Ders Çalışmak ve Hayat üzerine” isimli yazıyı yazdım, bitirmek üzereydim ki cep telefonuma gelen bir mail birilerinin uygun fiyat karşılığı web sitesi yaptıracak kişi aradıklarını ve aranan kişinin ben olduğumu bildiriyordu… Ayaklarım neredeyse beni sokaklara atacaktı…

Ders çalışmak istemiyordum…

 

"Gelişimimin önündeki en büyük engel eğitimimdir" EINSTEIN

 
Yıkılma Anı
Yazılarım - Son yazılar
New Page

Bir hapishanenin ne kadar güvenlikli olduğunun uzun uzadıya işlendiği ve birinin oradan kaçmayı başardığı filmler var1… Yenilmez gösterilen ordunun mağlup edildiği, en duygusuz insanın ağlatıldığı, savaşlar başlatan mafyaların karşısında duran insanların gösterildiği filmler…

Yıkılma anı görmeyi severiz çünkü…

Bir takımın son maçta şampiyonluğu kaçırmasını defalarca izleriz2, dizilerde insanların acı bir gerçeği öğreniş anı insanları televizyon başına toplar…

Hayatımda ilk kez zayıf aldığımda tüm sınıf yüzüme bakmıştı3

Dünya’da ilelebet devam etmekte olan bir iktidar dahi yoktur, bu yüzden bir şeyi gözümüzde ne kadar büyütürsek yıkılışı o kadar önem kazanır…

Pers ordusunun dünyayı fethettikten sonra İskender’e yenilişi, Leyla’nın Mecnun’dan aldığı cevap, İnebahtı yenilgimiz, Sezar’ın Brütüs tarafından öldürülüşü…

İnsan; kumlardan kale yapıp sonra onu yıkmaktan keyif alan bir canlıdır… Hem de ne kadar ince tasarlamışsa, başında ne kadar uzun vakit geçirmişse o kadar keyif alır…

Herkesin içinde böyle bir parçası vardır sanıyorum…

Günlük hayatta bu yıkılma anlarını pek çok kere yaşıyoruz…

Takvime bir bakıyorsun ki arkadaşının doğum gününü kutlamayı unutmuşsun… Ya da tam uykuya dalmak üzere iken telefonu şarja takmadığın aklına gelir… Okula vardığında yapılması gereken bir ödev olduğunu öğrenirsin…

İnsan aleyhinde olsa da bir şeyi çok severse onun her türlüsünden keyif alır…

Brezilyalı spikerler Brezilya gol yese dahi sevinçle golü duyuruyorlar4… Bir satranç ustası rakibinin her hamlesini kaydediyor…

Psikolojiye olan ilgim ve savaş sanatına olan saygım, tüm ilgimi insanlara yöneltmeme neden oluyor, yıkılma anlarını her açıdan inceleme isteğine dönüşüyor, benim yıkılma anlarımdan biri olsa da5

Bunları beynimdeki savaş senaryolarına kazıyorum…

Kalabalık bir ortamda, yanımda birkaç kişi varken ve ben etrafıma göz gezdirirken, hiçbir şey olmamış gibi hayat devam ederken, kimse hiçbir şey fark etmezken, küçük savaşlar yaşanıyor... Genelde durup dururken gülen biri olarak tanınmamın sebebi budur sanırım…

Etrafa keyifle neşe saçtığım bir gün, hayatında her şeyi doğru yapmış, sanki daha önce hiç üzülmemiş gibi davrandığım o gün… Bir arkadaşımın ağzından çıkan kelimeler ile sonsuz seçenek arasından o an hangi soruyu duymak istemeyeceğimi öğrenmiş olmuştum… Yüzümden gülümsemenin bir saniyede silinişi sırasında nasıl göründüğümü hala merak ederim…

ÖSS’den kaç puan aldığımı birazdan öğreneceğimi mutlulukla duyurduktan sonra bilgisayar başında o kalışım bana bir daha hiçbir konuda kesin konuşmamayı öğretti diyebilseydim keşke… Ama üniversitede kesinlikle derece yapacağım diye gittiğimde hastalanıp bir dönemin en önemli vakitlerini hastanede geçirmiştim7

Böyle deneyimler yaşadıkça bir dahaki sefere aynı yıkımı ya yaşamıyorsun ya da ilki kadar etkili olamıyor… Stratejist; yaşadığı yıkımların altında kalmayıp uzaktan neden yıkıldığını inceleyen kişidir aslında…

Bir önceki savaşın bize öğrettiği tek şey aynı şekilde tekrar yenilmeyecek olmamızdır8… Yenileceğinde başına gelecekleri göze almış insana ne dokunabilir hayatta9

Dünya’daki en büyük gücün bile sürekli devam edemeyişi aslında tek bir gücün olduğunun kanıtıdır… Kendini güçlü görerek yükselen her şey ya gücünü kaybetmiştir ya da kaybedecektir10… Yıkımlardan keyif alışımın en büyük nedeni budur; çünkü her yıkılış Allah’ın varlığının bir kanıtıdır…

 __________________________________________________________________________

1 Bunlara; gelmiş geçmiş en iyi 2. film seçilen “Esaretin Bedeli” ve son zamanların meşhur dizilerinden olan “Prison Break”i örnek gösterebilirim…

2 Ortaokulda iken tüm derslerden pekiyi aldığım bir dönemde Matematik’ten nasıl olduğunu hala anlayamadığım bir şekilde zayıf almıştım, okul hayatımdaki ilk zayıftı ve insanlar şok olmuştu

3 Fenerbahçe’nin 2006’da kaçırdığı şampiyonluk ve meşhur Denizlispor maçı ilk aklıma gelen…

4 Brezilya’da futbol tarzı bir yaşam var, zamanında bu ülke sömürülürken halkı oyalamak üzere futbolu getirmişler, “Fuetbol : Brezilya tarzı yaşam” kitabını okuyabilirsiniz… İnternette de brezilyalı spikerlerin sunduğu maçları dinleyebilirsiniz…

5 Savaş Sanatı hakkında yazım için tıklayınız

7 ”Hayatım” veya “Ameliyat Hikayem” yazılarımda bu trajik olayın ayrıntıları olsa gerek…

8 Bu söz “Düşman” adlı yazımdan alıntıdır. Aynı zamanda Sezen AKSU’nun bir şarkısında bu söze benzer bir yaklaşım vardır; “Kendimi korumaya aldım, bana bu aşkın olabilecek tek faydası bu”…

9 ”V for Vennetta” filminde bu konu ile ilgili mükemmel bir örnek var… Filmin ana karakteri filmdeki kızı kaçırıp düşman kılığına girerek ona düşmanın yapacağı işkenceleri yapıyor… Saçlarını kesip, hücrede aç bırakıyor…. Bir süre sonra ona aslında düşmanın eline geçmediğini ama geçse bunları yaşayacağını açıklıyor… Böylelikle kız bundan sonra korku duymadan yaşıyor…

10 “Allah her şeye güç yetirendir” Ali İmran 29

 
Kayıp savaş
Yazılarım - Zaçma Zapan

Bir gözümü açtım ki Werther'mişim... Kalktım, uyandım... Üniversite birinci sınıfın kasvetli günleri gibiydi, sebepsiz yere dayak yiyen bir kişinin etrafına neden arayan acıyan gözlerle bakışı gibi hissediyordum... Bir suç işlemiş ve yıllardır cezamı bekliyormuş gibi bir halim vardı... En son 3 sene önce Werher olarak uyanmış ve günün birinde cezamın bir türlü söylenmeyişinin gerçek ceza olduğunu görüp karakter değiştirmiş ve Escobar olmuştum... Ama dediğim gibi, bu üç sene önce idi...

Sabahları genelde kasvetli şekilde uyanmam, içimde durduk yere Barış Manço'nun "Sahibinden İhtiyaçtan" kasedini dinlemek geçti, bu hayra alamet değildi... Daha birkaç gün önce Revellieri olarak oradan oraya koşan dinamik bir karakterin birkaç günde üç sene geriye gittiği elbetteki görülmüş bir şeydi, sadece artık Werther'i unutmuştum o kadar...

Okula gitmek için evden çıktığımda telefonumda dinleyecek birşeyler aradım... Barış Manço yoktu... Telefonumun kapasitesi arttığı için bir zamanlar sevdiğim şarkıları "Best of Reha" adı altında bir albümde toplamıştım, o albümü açtım... Eminem'in "Without Me" şarkısı bana Lise3'ü, Vega'nın "Serzenişte" şarkısı ise Üniversite2'yi hatırlattı... Yavaş birşeyler arıyordum... Bu albümden çıkıp şarkıcı listesine baktım... Sezen AKSU için çok erkendi, Candan ERÇETİN dinlemeye ise cesaretim yoktu... Ben de hayatta en sevdiğim şarkı olan "All Souls Night"ı açtım...

Güneşin parıldaması her zaman için içimde değişik duygular uyandırmıştır... Okula başlamadığım zamanlarda sabahın çok erken saatlerinde uyanırdım, kahvaltıdan sonra babam işe gittikten sonra annem ortalığı toparlardı... İşte etraf toparlanırken odaya güneş vurur, inanılmaz mutlu olurdum... Elimde ekmeğe sürülmüş "Luna" marka margarin veya fıstık ezmesi-reçel... O günden beridir güneş ışığının derecesi duygularımla oynayabilmektedir... İşte o sabah da güneş vardı... Loreena McKennitt'in sesinin tüm kalitesini sergilediği bir anda o çok sevdiğim ve nefret ettiğim güvercinlerin olduğu yerden geçiyordum... Etrafta güvercin olmadığında benim için hassasiyet ve masumiyet sembolüdür güvercinler, ancak sokakta bir arkadaşım tarafından ölü bir güvercinle korkutulduğumdan beri bende kanatlı hayvan fobisi vardır... Bu yüzden sokaktan geçerken gürültü çıkarıyor ve herhangi bir kuşla muhattap olmadan yoluma devam etmek isytiyordum... Gittikçe insanlara alıştığı için uçmayan, sadece kenara çekilen bu kuşları yanlızken çok seviyor ancak karşılaştığımda nefret ediyordum... Aynı durum bazı insanlar için de geçerliydi...

Güvercinlere duyduğum nefrete Loreena McKennitt'in isyan eden sesi de eklenince Werther'i unutmam ve Recce olmam beklenebilirdi ancak o güneş ışığı ve bir çöp birikintisinin yanında benim onu rahatsız etmeden geçeceğimden emin olmak için sessizce bekleyen bir kedinin etkili bakışları sayesinde Werther'in hüznü ve Recce'nin nefreti dengelenmiş ve mutluluk verici şekilde Ximjacse oluvermiştim... Derin nefesler alarak bir an önce dolmuşa, okula ve insanlarla buluşacağım yerlere gitmeyi, pozitif enerjimi ve bilgilerimi anlatmayı, büyük işler başarmayı, hatırlanacak başka şeyler yapmayı, mutluluğumu paylaşmayı umuyordum... Güneşe bir daha bakıp beni destekleyecek bir şarkı aradıktan sonra "Rasputin"i açtım... Rasputin'in ölümüyle ve "Ah şu Ruslar" cümlesiyle biten şarkı o kadar hareketliydi ki Ximjacse'den biraz sapma oldu... En nihayetinde "Rüzgar gülü" remix ve arada hatırlamadığım şarkılar ve okuduğum "33 Stratejide Savaş" eşliğinde okula Reiko olarak indim...

Kendimi güçlü hissediyordum... Pek çok kişiyle selamlaşmama rağmen Reiko'da değişiklik yoktu... Demek ki barış zamanı idi... Kantinde değişiklik olmadı... Kantinden 4 kat yukarıdaki sınıfa çıkarken ayak kaslarıma daha çok oksijen gerekmeye başladıkça daha hızlı nefes almaya ve beynime daha az oksijen gitmeye başladı... Neden sabah üzgün uyandığım ve bir önceki günkü olaylar aklıma geldi... Yoruldukça sinirlendim, Recce geri geldi... "Nefretin tersi dinlenmektir" sözü uyarınca derste uyumayı ve mantıklı düşünebildiğim bir anda karar vermeyi düşündüm....

Derste uyudum... Herşey yavaşladı, benim uyuduğum süre içinde sanki insanlar hiçbir şey yapmadılar... Dünya durdu, ben uyandığımda herkes sanki 1,5 saat geçmiş gibi davrandı... İnsanlarla selamlaşma biçimim değişti, enerjim sönmüştü... Birşeyler yanlıştı... Kişinin biri dünkü gibi davranmamış olsa şimdi gayet enerjik ve dinamik olacaktım... 4 sene öncesi olsa "Lanet olsun" derdim ama 4 senedir bela okumuyordum... Duygusuz olmakla övünen birine böyle şeyler hissettirilememeliydi... Üzüntüyü nefretle yenmiştim geriye nefret kalmıştı... İnsalara ihtiyacım vardı, konuyu değiştirmeliydim...

Güneşin en tepede olduğu an Werther çok uzaklarda idi ve ben Samara olarak neşe saçıyordum... Sağda solda küçük savaşlarım devam ediyor ama ben sanki kameralar önünde barış mesajları veriyor alttan kendi ordularıma silah satıyordum... Gören kişiler neşemi gördükçe ne kadar boş biri olduğumu düşünüyorlar beni az tanıyanlar da bunu yüzüme söylüyorlardı...

O gün gördüğüm son tanıdık insanının yanından ayrılır ayrılmaz karakterim değişti, Recce bütün gün saklandığı yerden çıktı, yüzüm birden asıldı... Halletmem gereken bir iş olduğu halde internete gittim... Geç kalmıştım, hesap kapanmış düşman ordusu geri çekilmişti... Artık ne yapsam benim aleyhime idi... Uzun zaman sonra ilk defa benim başlattığım savaş başkası tarafından bitirilmişti...

Hemen "House M.D" dizisini açtım, ondan sonraki 4 gün kendime çeşitli meşgaleler buldum ve insanların başardığıma hayret edeceği bir şey yaptım... Aşırı sinir ile yanlış birşey yapmamak için tüm dikkatimi başka konulara dağıtmıştım... Dördüncü günün sonunda mantıklı düşünebiliyor ve mantıklı düşünebilen Arena olarak bu olayı tekrar düşündüm...

Rehha gereken açıklamayı yaptı, kendime haksızlık etmiş, duygularımla yanlış hareket etmiştim... Uzun zaman sonunda ilk kez bir savaşta mağlup olduğumu kendime itiraf etmenin grurunu yaşadım... Recce de bu açıklamaya anlayış gösterdi... Günün birinde Werther olarak uyanıp Recce'nin intikam alacağı günün gelmesi ihtimali yok değil ama mantıklı düşündüğüm sürece o topraklara geri dönmeyeceğimi umuyorum....

Saygılar sunuyorum...