|
Kitaba kim para verir ki |
| Yazdır |
|
E-posta
|
|
Bazı insanlar var, kitaba para vermek için aptal olmak gerektiğini düşünüyorlar, halbuki aptal olmamak için okumak, okumak için de bazı şeyler vermek gerekir…
-Geçen gün buradan bizim çocuğa kitap aldık annesi çok kızdı, kitaba 1,5 ytl para mı verilir diye…
Büyük bir kütüphanesi olan bir dostumuz böyle muamelelere maruz kaldığımızı duyunca şöyle demişti; ‘Bir kitap bana lazımsa, kütüphaneme koymak istiyorsam kaç para isterlerse veririm…’
Kitabın değerine para olarak bakmamak gerek…
-Ya bu hocalar nedir böyle tüm paramızı kitaba yatırmamızı istiyorlar heralde…
Bunu söyleyen kişi yılda bir kez kitap alan, onu da ödevi vermek için alan bir öğrenci söylüyor… Bir üniversite öğrencisi bir yıl boyunca; ders kitapları, dersine konu olabilecek kitapları, ödevlerine kaynak olabilecek kitapları, mezun olunca işine yarıyacak mesleğinde yardımcı olacak kitapları ve arada okumak için bazı kitapları alması gerekir… Ama ders kitapları fotokopi çektiriliyor, ödev arkadaşlardan yapılıyor, mesleğe yarıyacak kitaplar bizim raflarımızda çürüyor, yeni çıkan kitaplar korsan alınıyor, o da belki…
-Bir kitap 10 milyon olur mu yahu, okunup atılacak ne de olsa…
Atılacak mı? Öyleyse hiç satmıyalım biz bu kitabı… Kitaba biraz da saygı göstermek lazım….
Üstlerine başlarına, gezmeye tozmaya, o kadar şeye para veren insanlar biliyoruz (herkes için konuşmuyorum), onlar bile kitaba para vermek istemiyor…
Eskiden şöyle bir bahane vardı; ‘kitaplar çok pahalı, okuyamıyoruz’… Uzun zamandır ucuz kitaplar çıkıyor, kitap okuma seviyesinde bi değişme yok… Okumayan yine okumuyor…
(Eski) bir arkadaşım bana şöyle demişti; ‘Kitaba kim para verir ki?’
|
|
|
İki insan arasında şöyle bir bağ varsa; okumak& |
| Yazdır |
|
E-posta
|
|
Öncelikle okumayı küçümseyen insanlarla ilgili
yazmak istiyorum… Okumak elde edebileceğiniz bir şey değil… Zira pek çok şeyi
sadece eğlence için yapan kişi bir kitabu okumaz, filmi çıkarsa onu izler belki
de… Ama size söylemeliyim ki asla benim tattığım duyduları tadamıyacaksınız….
Okurken insanın kafasında o an, o olaylar o karakterler oluyor… Seyrederken
onlar gözünün önünde oluyor ve sana düşünme fırsatı bırakmıyor… Asla ve asla o
derde giremiyeceğiniz için, o kalın sayfaların arasında okyanusta yüzer gibi
dolaşamıyacağınız için, kendinizi böyle bir sıkıntıya sokmayacağınız için benim
tattığım duyguları tadamıyacaksınız…
Bir kitabı okuduktan sonra insan doğruluyor ve dünyaya farklı gözle bakıyor…
Çünkü artık başka insanların okumak için düşüncelerinden ve vakitlerinden
fedakarlık etmediği sürece bu duyguları yaşayamıyacağını biliyorsunuz… Artık
kitabın yazarıyla bazı konularda aynı düşünüyorsunuz… Beyniniz artık bu kitabı
okumadan önceki halinden çok farklı… Bir mutluluk, ister istemez…
Konuşulurken, ‘onu bende okumuştum’ diyen tarafa bakarsınız, içinizden
gülümsemek gelir… O da belki başlarda bir dağ aşıyor gibiydi, ortalarda
heyecandan daha hızlı okumaya çalışıyordu…. O da belki bir sözün altını çizdi,
bazı olaylara farklı gözle bakıyor sizin gibi…
Aynı kitabı okumuş iki insan belki de hakkında başka bir şey bilmeden yakın
olunabilecek en güçlü bağdır bence....
|
|
|
Okumak ve Seyretmek Hakkında |
| Yazdır |
|
E-posta
|
|
Televizyon kısıtlıdır, öyle bir hikaye yazarım
ki filmini çekmeniz mümkün olmaz, ve hiçbir eser filmi çekilecek kadar değersiz
değildir….
Televizyon seyreden insan, kabukları soyulmuş bir meyve altın kasede sunulmuş
gibi rahattadır, ancak tüm vitamin kabuğundadır… Bir araştırma yazısına göre;
‘Televizyon izleyen insanda beyin çalışmaya gerek duymaz, gözünün önünden geçen
ve kulağının duyduğu şeyleri yorumlar sadece, üstelik beyin hücrelerinin ölümüne
neden olur. Ancak kitap okurken bahsi geçen olay,nesne ve kişilerin tümünü
beyninizde canlandırırsınız, beyin onları akılda tutmaya çalışır ve diğer
anlatılanlar eklendikçe düşünme kabiliyetiniz gelişir, beyin hücreleriniz
artar…’
Söylenene göre 1 saat televizyon izlenerek beyninizde oluşan kayıpları telafi
için 2 hafta kitap okunması gerekliymiş… Korkunç, değil mi….
İnsan televizyon izlerken uyurken olduğundan daha az kalori harcarmış….
Bir kitabın filmi çekildiğinde çok üzülüyorum… Zira kitabını okumayanlar da
izleyeceği için kitap hakkında gelecek haksız yorumlar, bilgi sahibi olunmadan
edinilecek fikirler ve okunmaya köstek oluşu beni çileden çıkarıyorlar….
Bazı insanlar dükkana gelip şöyle diyorlar; ‘aaa, bunun kitabı da mı varmış?’…
İşte o benim bittiğim nokta oluyor, ondan sonra ne diyeceğimi bilemiyorum… Film
asla ve asla orjinali yansıtmıyor, karakterler asla yazılanlarla örtüşmüyor,
olay akıcılığı asla ve asla kitap kadar güzel olmuyor…
Kitabı okurken herkes farklı hislerle doluyor, farklı hayal ediyor… Televizyon
hepsini bozuyor, bizi onun isteği şekilde düşünmeye itiyor….
İnsanların düşüncelerini yansıtacak bir teknoloji gelişmedi henüz, hiçbir film,
bir eserde geçen bir kişinin ne düşündüğünü açıkça anlatamaz… Hiçbir eserin
tamamının filmi çekilemez… Eserlerde yazarın özellikle boş bıraktığı alanlara
filmde bir şey koymak gerekir, bu yüzden hiçbir film; kitabının yanında kitabın
başlığı kadar bile değer taşımaz….
Kitabını okumadığınız filmi seyretmeyin… Ya da rica ediyorum önce filmini
seyrederseniz lütfen kitabını okumadan yorum yapmayın… |
|
|
Türkiye'de kitap okumak hakkında |
| Yazdır |
|
E-posta
|
|
Zamanın birinde bir anket yapılmış ve halka en
çok ihtiyaç duydukları şeyleri söylemeleri istenmiş. Anket sonucuna göre
Türkiye’de kitap, en çok ihtiyaç duyulan 87. eşya… 86. sırada ise pinpon topu
var…
Ara ara gazetelerde Türkiye ile Avrupa, Amerika veya uzak doğudaki insanların
okuma seviyeleri karşılaştırılır… Bu haberlerde her zaman Türkiye’de çok çok az
kitap okunduğu yazmaktadır hakikaten de bir kitapçı dükkanında durduğunuz zaman
bunu anlıyorsunuz…
Ülke olarak bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaya maalesef çok alışmışız, pek
çok konuda azıcık bir bilgiyle yorum yapıyoruz… Pek çok insan o kadar kitap
neden yazılıyor diye merak etmiyor… Televizyon denen bilgiyi kolay yoldan insana
ileten ama insan beynini kullanmayı tembelliğe sevkeden üstelik de her bilgiyi
de vermeyen bir araç var… Biz okumak yerine seyretmeyi tercih ediyoruz…
Bazı çok değerli eserler var, bu eserleri okuyan kişilerin çoğu bize şöyle der;
‘kapıdan giren herkese tavsiye edin, herkesin okuması gereken bir kitap…’ Ama
maalesef bu şekilde raflarda yer alan yüzlerce kitap belki ayda belki yılda bir
satılıyor... Diğer ülkelerde sürekli okunduğu için böyle kitapları insanların
çoğu zaten okumuş oluyor, böylece aynı bilgi birikimleri ileriye yönelik daha
kolay düşünmeyi sağlıyor… Bizde ise çoğunlukla kişi; okuduğu kitabın yıllarca
bahsini yapıyor…
Sürekli kitapları takip eden ve okuyan kişileri ayrı bir yere koyuyorum…
Eskiden senede iki kitap basılırmış, onları almak için kervanlar yollara
düşermiş… Şimdi günde onlarca kitap çıkıyor yüzlerine bakan yok…
TEMA vakfı başkanı Hayrettin KARACA, bir kitabı benim için şöyle imzalamıştı;
‘Okuyun, okuyun, okutun… Okumak ibadettir, okumamak Cumhuriyetimize ihanettir…’

|
|
|
Ne istediğini bilmek |
| Yazdır |
|
E-posta
|
|
-Akıllı kişilerin 7 alışkanlığı var mı?
-Etkili insanların 7 alışkanlığı diye bir kitap var onu mu sordunuz?
-Bi bakiyim (cep telefonuna bakıyor), hayır arkadaşım akıllı insanların diyor...
-Yazarı kimmiş?
-Stephen R. Coney
-O yazarın ‘Etkili insaların 7 alışkanlığı’ kitabı var…
-Bana akıllısı lazım…
Piyasada bahsettikleri gibi bir kitap yok, ve almadan gittiler… Müşteri ne
istediğini çoğunlukla bilmiyor… Tabi bu neden isteği ile de alakalı ama en
azından kitaba biraz saygı olması lazım…
-Böyle yeni bir kitap çıkmış, herkes çok seviyormuş…
-Neyle ilgili?
-Yaw ne dediyler bu kitabın ismi için, böyle kahvaltıyla ilgili bişeydi…
Meğerse istedikleri kitap ‘Tavuk suyuna çorba’ imiş…
-Ağbey bana bi kitap lazım hediye olcak…
-Nasıl bir şey aramıştınız?
-Ya böyle aşkla ilgili bir şeyler olsun….
Dükkanı seferber edip tüm en çok tercih edilen kitapları, hakikaten kaliteli
kitapları birbir gösteriyoruz… En sonunda ucuz kitaplar reyonundan kalitesiz ve
ucuz bir kitabı alıp gidiyor… Meğersem aradağı kapağında Aşk yazan ve fiyatı
ucuz herhangi bir kitapmış….
-Merhaba, ‘Para Teorisi’ kitabı var mı?
-Var ; deyip son baskıyı gösteriyoruz…
-Ama hocanın elindeki kitap mavi idi, bu kırmızı…
-O 6.baskıydı yeni baskısının kapağını değiştirmişler…
-Mavisi var mı?
-Yok
-O zaman kalsın…
İnanın bu şaka değil… Bu dialogu yaşadığımız kişinin üniversite öğrencisi olması
ve bunu neredeyse kapağının rengi değişen her kitapta yaşıyor olmamız bizi
hayrete düşürüyor…
-Çok satan kitaplar hangileri?
Gösteriyoruz çok satan kitapları, o arada başka bir müşteriye tavsiye ettiğimiz
kitap ile kendi beğendiği bir kitabı karşılaştırmamızı istiyor… Biz her
seferinde kitap kalitesi, yazar kalitesi ve okuyanların memnuniyeti açısından
değerlendirip söylüyoruz ama her seferinde daha popüler olanı almak istiyorlar…
Aslında sormak istedikleri şu;
-Bana öyle bir kitap gösterin ki insanlar gördüklerinde ‘aaa, sende mi bunu
okuyorsun, her yerde reklamı var, herkes çok beğeniyor, geçen gün arkadaşlarla
bu kitap hakkında konuştuk…’ desinler istiyor… Yani ne okuduğunun önemi yok….
Kitabı okumak için isteyen insan o kadar az ki…
DEVAM EDECEK….
|
|
|
Kitapçıya en ilginç ne sorabilirsiniz? |
| Yazdır |
|
E-posta
|
|
-Sizde karpostal var mı?
-Puzzle var mı?
-Satranç takımı var mı?
-Oyun kağıdı var mı?
-VCD kiralıyor musunuz?
-Kalem var mı?
-Uhu var mı?
-Cetvel?
-Resim kağıdı?
Bunlar son derece normal karşıladığımız ve gerekli yerlere gönderdiğimiz
müşterilerimiz… Sadece kitap satan bir yer olduğunu bazı insanların idrak etmesi
son derece zor…
-O kadar kitap var bi bizim aradığımız mı yok?
-Eee bunlar da yoksa artık siz ne satıyonuz burada?
Kütahya gibi bir yerde inanılmaz çeşitlilikte bir dükkanınız olması müşterinin
umrunda değil… Bizdeki kitapları İstanbul’da bile aynı dükkanda bir arada
bulmasının mümkün olmadığını bilmiyor insanlar…
Türkiye’de okuma oranı çok çok düşük olmasına rağmen inanılmaz bir kitap basım
hareketi var, hergün ‘Bugün çıkan kitaplar’ adı altında faks kağıtlarımızın
çabucak bitmesine neden olacak kadar uzun listeler geliyor… Haftada yüzlerce
yeni kitap çıkıyor… İnsanlar tüm biten ve yeni çıkan kitapların takibinin ne
kadar zor olduğunu ya anlamak istemiyor ya da piyasada ne kadar çok kitap
olduğunun farkında değil…
-Sizde ayakkabı bulunur mu?
-Burası kitapçı amca…
-Üniversitenin içindeki dükkanınızda görmüştüm de ondan soruyorum…
Olay şu, üniversitenin içindeki dükkanı kiralarken orda önceden kalma yeni
ayakkabılar varmış, müşteri orda onları görmüş çarşıdaki şubemize sormuş…
-Çengelli iğne varmı sizde oğlum?
Şaka değil, teyzenin biri çengelli iğne sordu…
-Bu tüm kitapların özetinin olduğu bir kitap varmış…
Yuh artık…
-Ben bir kitap soracağım ama yazar veya yayınevini bilmiyorum…
-İsmi nedir?
-İsmini de bilmiyorum ama yeni çıkmış gazetede gördüm…
-….
-Var mı?
Dükkanımızda yeni çıkmış ve gazetede reklamı olan yüzlerce kitap vardır...
-Sizde Cincır var mı?
-O nedir?
-Şu camda resmi olan…
-Yalnız o resim bir kitabın kapağı… Gülse BİRSEL’in son kitabı…
-Kitapta nasıl kullanılacağı mı anlatılıyor?
-Hayır, kitap mizah kitabı…
-O zaman neden kapağında o var?
-….
Arkadaş Almanya’dan yeni gelmiş de, cincır denen aleti arıyormuş vs.
Ama kim ne sorarsa sorsun, birkaç kişinin sorduğu şu sorudan daha ilginci
olamaz;
-Kitap var mı?

| |
|