| Hayatım | | Yazdır | | E-posta |
|
13 Şubat 1987 günü Kütahya devlet hastanesinde dünyaya gelmişim (13
Şubat) (1987)… Doğduğum gün
babaannem ve dedem hacca gitmek üzere imiş, dedem ismimi koyup öyle gitmeyi Henüz 10 aylık iken yürümeye ve konuşmaya başlamışım, tam benlik bir davranış… Çok aktif, hareketli bir çocukmuşum... Doğumumdan, okula başlamama kadar geçen sürenin geçmek bilmediğini hatırlıyorum… Sürekli sokakta oynar ve evde de çizgi film izlerdim (80’lerin sonunda ve 90’ların başında çocuk olmak)… Aramızda ikişer yaş fark olan iki erkek kardeşim de olduğundan, bu dönemde bazı işleri kendi başıma yapmaya kolay alıştım… Mahallemizde okula giden ve derslerden konuşan çocuklara çok özenirdim, ilkokulun ilk günü anneme; “yıllardır bugünü bekliyordum” demiştim…
İlkokul güzel başladı… O zamanlarki adıyla Azot ilkokulu’na yazıldım (Azot
ilkokulu)… İlk ders geçici bir süre için öğretmenimiz olan Erdoğan ÜNİVER
hocamız; “ders
Kırklar
Koleji, o zamanlar Kütahya’nın popüler bir okuluydu (Kırklar
koleji)… O zamanlar liseden önce hiçbir okulda gösterilmeyen İngilizce
dersini ilkokuldan başlatmasıyla tanınıyordu… Kırklar dağının arkasında, şehir
gürültüsünden uzak, ağaçlarla ve kayalarla çevrili, önünden çay akan ve
Liseyi okumak üzere Kütahya Fen Lisesi’ne kayıt yaptırıp yatılı hayatına
başladım
(Kütahya Fen Lisesi).
Fen Lisesi kişiliğimin oluşmasında önemli bir etken ve tüm hayatımdaki en
belirgin dönemdir. Kendi tabirimle ‘uyanmak istemediğim kötü bir rüya’ gibiydi.
Zira hayatımın en kötü günlerini burada geçirdim, ancak pek çok güzelliği
yüzünden hiçbir zaman bitsin istemedim. Hazırlık Sınıfı’nı bir şekilde
atlattıktan sonra Lise1’e geldik. Değişik ders işleniş tarzı ve çok zor olan
sınavlarla başladık. Geçmişlerinde hep yüksek notlar alan öğrencileri çalışmaya
itmek için yapılan bu taktik işe yaramıştı, pek çoğumuz çok çalışarak kötü geçen
ilk sınavların ardından iyi notlar almayı başardı. Ben bir türlü düzeltemeyen
kısımdaydım. Elbette sonunda bu okul bize öğrenmeyi öğrenmeyi de öğretebildi.
Sınıf olarak çok güzel bir arkadaşlık ortamı kurduk. Lisenin bitmesini
istemememin en büyük sebeplerinden biri işte bu arkadaşlarımdır. Edebiyata olan
ilgim, ders çalışmak dışında her şeye kötü gözle bakan bu okulda azalmak zorunda
da kalsa hiçbir zaman bitmedi. Naciye DOLAŞIK, Yasemin HÜRATA, İsmail ÇAKIR, Ali
ELDİVEN, Eray KANPAK, Süleyman YILDIRIM, Şenol ÖZMEN, Muhammer Yaşar PAPATYA,
Gülsem KOÇYİĞİT …. Tüm hocalarım zor yolda ilerlemeyi öğretip olgunlaşmamızı
sağladılar, hepsini saygıyla anıyorum. Kütahya Fen Lisesi’nin yatılı hayatı,
dersleri, sınavları, etütleri (özellikle etütleri), okul partileri, iştimaları,
bandosu, folklor ekibi vs. her şeyiyle çok güzel ve hatırlanmaya değer
şeylerdir, tümünü hala çok özlüyorum… Mezun olduktan sonra grup19 adını
aldığımız lise arkadaşlarımla yaşadığımız onca güzel anı hala dilimizdedir. (grup19).
ÖSS’ye değil okul derslerine ç
Kütahya Fen Lisesi’nin Nafi Güral Fen Lisesi olması ile birlikte yeni binanın
açılışı ile bizim mezuniyet törenimizin aynı zamana dek gelişi mezuniyet
armağanlarımızı Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN’dan alma fırsatı getirdi ve
grup19’u farklı kılan maddelere bir yenisini ekledi. Tören gazetelerde ve
televizyonlarda yayınlandı. (grup19
Mezuniyet).
Samsun’a gittiğimde ne kimseyle konuşmak ne de bir şey yapmak istiyordum. Tek amacım birinci senede çok yüksek notlar alıp bir şekilde başka bir üniversiteye en azından Kütahya’dan sonra en sevdiğim şehir olan İstanbul’a geçmekti. İlk bir ay geçmek bilmedi, bayram tatili için Kütahya’ya geldim. Bayram arefesinden bir gün önce aniden başlayan karın ağrısı bir türlü geçmeyince hastahaneye gittik. Bayramda ameliyat oldum (Ameliyat hikayem). Diş sorunlarına önlem alınmaması sonucu iltihap tüm vücuduma yayılmıştı, ayrıca apandistim alındı. Samsun’a gittiğimde girmediğim beş sınav ve üç hafta devamsızlığım vardı. Sonuç olarak üniversiteye başlangıcım çok kötü oldu. Kaçan ders çalışma istediğim ikinci dönemde yerine gelmedi. Üniversite birinci sınıfta internet kafelerde kendi başıma web sitesi tasarlamayı öğrendim, iki senede pek çok web sitesi açtım… Bunlardan en önemlileri kişisel web sitem, web tasarım kuruluşum olan cREHAtive.net, grup19.com, kutahyafenlisesi.com ve rhpozitif.net’tir…
Üniversite ikinci sınıfta ilk sene psikolojisini, ameliyat ve ÖSS trajedilerini
unutup, insan kazanmaya yöneldim… Üniversitedeki insan
“Kendi krallığını yönetmek” adı altında, kendi zihnim üzerinde oyunlar oynuyor ve ara ara kendimi çeşitli denemelere yönlendiriyorum (Burası benim krallığım)… Bazen sabrımı sınıyor, bazen de kendimi tanıyorum… Üniversite üçüncü sınıf itibariyle 21 yıllık bir bedene çok farklı yaşamlar sığdırdığımı söyleyebilirim… Beni tanıyan herhangi iki kişinin benden bahsederken aynı kişiyi anlatma ihtimalinin %35 olduğunu tespit etmiş bulunuyorum… Sürekli kendini güncelleyen, aynı aktiviteyi uzun süre devam ettiremeyen, anılara çok düşkün ama yenilikçi, kendi suçunu bulup kendi kendini cezalandırabilen ve yeni tanıdığı insanlara onların ihtiyaç duyduğu kişi gibi davranan biri olduğumu söyleyebilirim… Bu da neden kendimi kötü olarak bilip, (genellikle) iyi olarak bilindiğimi açıklıyor sanırım… Tipik bir kova burcu olduğum düşünülür (Kova Burcu)… Üniversite üçüncü sınıfa kadar başkalarının düşüncelerinin olumsuz yönde değişmesinden korkarak yaşayan biri idim… Sonradan gördüm ki ne kadar umursarsan o kadar yanlış tanınıyorsun… Spor olarak futbolu çok seviyorum, bir zamanlar futbol lisansına sahiptim… Lisanlı olarak yaptığım spor ise Tekvandodur (Taekwon-do)… Masa tenisi ve basketbol lisemizin popüler sporlarından olduğundan bende bundan nasibimi aldım. Voleybol oynamayı da severim. Düşünmenin de bir sporu varsa o da kesinlikle satrançtır. Onun insan zekasının yapabileceği en mükemmel oyun olduğunu düşünüyorum, birkaç kez satrançta derece almışlığım oldu.
Her zaman kitaplarla iç içe oldum. Babamın sahibi olduğu kitapçı dükkanı
sayesinde tanıştığım kitapların benim için ayrı bir yeri vardır (Üniversite
Kitabevi). Dükkana uğrayan yazarlar, üniversite hocaları ya da herhangi bir
kitabı okumuş herhangi bir kimseden pek çok şey öğrendiğim oldu. Pek çok kitap
okudum, okuma alanım bir daldan diğerine kondu. Okumadığım yüzlerce kitap
hakkında yorum yapabilirim, okumuş kadar anlatabilirim. Kitapçı deyip geçmeyin,
korkunç kültür kazanırsınız. Henüz orta okula yeni başlamışken, bir gün
dükkanımıza gelen Dumlupınar Üniversitesi’nde hocalık yapan birisi öğrencilerine
sorduğu sınav kağıdını bana gösterip çözmemi istemişti, o kadar soru içinden
sadece birkaç kitabın yazarını bilememiştim. Söylediğine göre o sınavdan pek çok
öğrencisi çok düşük not almış (Bir
kitapçının anıları). Yazarların yanı sıra pek çok kitap dehasıyla da tanışma
fırsatım oldu, kitap sohbetinden aldığım Okumak kadar yazmaya da önem ve değer veriyorum. Her türden en az bir kitap yazmak en büyük hayallerimden biri. Şuana kadar kitap olacak kadar yazdığım; günlük, anı, sinema oyunu, hikaye, şiir yazılarım var. Ayrıca roman, otobiyografi, mektup, ütopya derlemelerim var, ama henüz tamamlanmaları için çok erken. Yazdıklarım çoğunu kimseye okutmuyorum. Mutlu olduğum zamanlar hiç yazı yazamam, belki birkaç cümle. Zaten öyle zamanlarda içimden yazmak değil konuşmak gelir. Ama diğer zamanlarda kalemime sarılırım. Kendim için geliştirdiğim olay anlatma yöntemleri var, okuduğumda yalnızca ben anlıyabiliyim diye. Şiir de yazdığım çok olmuştur ama halen duran çok azdır. Çünkü şiirlerimi çoğunlukla beğenmem, zira bu konuda empati yaparım, ilk okunduğunda kulağa güzel gelsin isterim. Şair olarak Necip Fazıl KISAKÜREK’i, hikaye yazarı olarak Mustafa KUTLU’yu, roman ve düşünce yazarı olarak Tolstoy’u, araştırma yazarı olarak Robert Greene’i örnek alırım, onlara ulaşmaya çalışırım. Babam İbrahim NAZLI, iki kitap dükkanı sahibi. Çalışmamızı ve sonra tekrar çalışmamızı, kendi kendimize karar verebilmemizi ve bu kararların doğru olmasını ister. Annem Nesrin NAZLI, hep iyiliğimizi düşünmesine rağmen hayatta en çok dert verdiğim insandır heralde. Bir küçük kardeşim Ensar NAZLI tanıdığım en değişik insanlardan biri olmasının yanı sıra, sinirlendiğinde en çok uzak durmak isteyeceğim kişilerdendir. Diğer erkek kardeşim Ömer Faruk NAZLI abisi olmasam elinden çok çekeceğim, her şeyiyle özgün olmayı amaçlayan ve pek çok şeyde de bunu başaran birisidir. Küçük kardeşim Sena NAZLI, ‘cadılık’ yöntemiyle söz geçirmeyi öğrenmiş, büyüdüğü halini merakla beklediğim kişidir. Kendini tek kelimede anlat denecek olsa muhtemelen şu kelimelerden birini seçmem gerekecektir; “tezat”,”kararsız”… Çünkü şu ana kadar fark ettiğim üzere; saplantılı ama umursamaz, başarılı ama tembel, gelenekçi ve radikal, her şeyi kolaylaştırmaya çalışan zor insan, asabi ama güleç biriyim... Kendi hayatımı bu kadar uzun yazdığıma göre kendini beğenmiş sayılabilirim ama yazılarımdan anlaşılacaktır ki kendime çok kızarım… Bu da ayrı bir tezatım… Hayat hikayemin üçüncü kez güncellenmiş halini okuduğunuzu bildiriyor, teşekkür ediyor ve saygılarımı sunuyorum… (16.05.2008) |
davranışlarının
farklı olması ve her kesimden insan bulunabilmesi, beni insan psikolojisini
incelemeye yöneltti… İlk iki senede insan psikolojisi ile ilgili onlarca kitap
okudum ve bir sürü yazı yazdım… Üniversiteyi bitirdikten sonra başka bir
üniversitede psikoloji bölümünde okumayı düşünüyorum…
hazzı hiçbir sohbetten alamam. Gülten DAYIOĞLU, Osman SARI, Mustafa ÖZÇELİK,
Erdem BEYAZID, Ümit
Hayatım 