Hayatım | Yazdır |  E-posta

13 Şubat 1987 günü Kütahya devlet hastanesinde dünyaya gelmişim (13 Şubat) (1987)…  Doğduğum gün babaannem ve dedem hacca gitmek üzere imiş, dedem ismimi koyup öyle gitmeyi uygun bulmuş ve ismimi Mute Destanı’nın üç kumandan şehidinden biri olan sahabe Abdullah bin Revaha’dan alıp Abdullah Reha olarak koymuş. (Mute Destanı). Abdullah, Allah’ın kulu; Reha, kurtuluş manasındadır. Annem ve babamın ilk çocuğu, anneannemin ve babaannemin en büyük üçüncü torunlarıyım. 

Henüz 10 aylık iken yürümeye ve konuşmaya başlamışım, tam benlik bir davranış… Çok aktif, hareketli bir çocukmuşum... Doğumumdan, okula başlamama kadar geçen sürenin geçmek bilmediğini hatırlıyorum… Sürekli sokakta oynar ve evde de çizgi film izlerdim (80’lerin sonunda ve 90’ların başında çocuk olmak)… Aramızda ikişer yaş fark olan iki erkek kardeşim de olduğundan, bu dönemde bazı işleri kendi başıma yapmaya kolay alıştım… Mahallemizde okula giden ve derslerden konuşan çocuklara çok özenirdim, ilkokulun ilk günü anneme; “yıllardır bugünü bekliyordum” demiştim…

İlkokul güzel başladı… O zamanlarki adıyla Azot ilkokulu’na yazıldım (Azot ilkokulu)… İlk ders geçici bir süre için öğretmenimiz olan Erdoğan ÜNİVER hocamız; “ders mi yapalım, oyun mu oynayalım” dediğinde; “ders” diye bağımıştım… Sonra öğretmenimiz Munise ÖZORAK oldu, kendisi bana okumayı ve yazmayı öğretmesinin yanında ömrümün 4 yılında hocam olması sebebiyle hayatımdaki en önemli insanlardan biridir… Okumayı öğrenme maceramız oldukça güzeldi, derslerle hiçbir zaman sorunum olmadı, her zaman istekliydim, beş sene boyunca karnemde beşten aşağı hiç not gelmedi. Öğretmenimizin benimle tek sorunu aşırı yaramaz olmam ve yazımın çirkin olmasıydı. Sınıfta çalışkanlık konusunda rekabet ettiğim Emre EKMEKÇİLER, Talha SARIGÖZ, Özlem YENİKOL sayesinde çalışma gayretim arttı. Arkadaşlarım ile Said YILMAZ, Hüseyin ALBAYRAK ve Ali ALAÇAM’ı unutmam mümkün değil. Beşinci sınıfın ikinci dönemi gelip bizi yarım dönemde ortaokul öğrencisi seviyesine giden Sevilay IĞDIR öğretmenlerimin üzerimdeki emekleri çok büyüktür. Beşinci sene orta okulu başka bir okulda okumak üzere ayrıldım

Kırklar Koleji, o zamanlar Kütahya’nın popüler bir okuluydu (Kırklar koleji)… O zamanlar liseden önce hiçbir okulda gösterilmeyen İngilizce dersini ilkokuldan başlatmasıyla tanınıyordu… Kırklar dağının arkasında, şehir gürültüsünden uzak, ağaçlarla ve kayalarla çevrili, önünden çay akan ve benim hayatım boyunca en çok özlediğim yapı olan okul… Hızla başladığım ortabirde çalışkanlık mücadelem başarıya ulaştı ve hocaların gözüne girmeyi başarmıştım. Tüm derslerim iyiydi fakat özellikle Türkçe derslerinde hocalarım benden çok memnunlardı. Zira ders konusu olan pek çok kitabı, yazıyı veya şiiri önceden zaten biliyordum. İlk Türkçe öğretmenim yazar Mustafa ÖZÇELİK idi (Mustafa ÖZÇELİK). Edebiyata olan ilgimin katlanmasını ve yazar olma istediğimin artmasını sağlayan kişidir. Yine diğer Türkçe öğretmenlerim Kadriye KARA ve Cafer OĞULTEKİN hocalarım da büyük katkı sağlamışlardır. Fen öğretmenlerim Yıldırım YOLUÇ ve İsmail Hakkı IŞIK sayesinde LGS’de Fen Bilgisi sorularının tümünü doğru yanıtlamayı başardım. Matematik hocamız İlyas ÖZKAN ise hayatımda ilk kez bana zayıf veren hocamdır, üzerimdeki hakkı büyüktür. Orta iki’de düştüğüm bazı yanlışlıkları hemen bırakmayı başardım ancak bazıları jöle sürme bağımlılığını ancak üniversite ikinci sınıfta bırakabildim… Ortaokul arkadaşlarımdan Hasan DÜZDERE, Abdurrahman KALE, Ömer ARIK ve Hubeyb ÖZKUL tanıdığım en değerli insanlardandır. LGS’ye yeterince çalışamadım, ancak okul derslerini hiç ihmal etmedim. Sonuç olarak okul birinci olarak mezun oldum ve okul kütüğüne ismimi çaktım. LGS imtihanında bıraktığım tek boş soru olan Matematik 19. soru yüzünden kalan 5 soruyu kaydırmam neticesinde Kütahya Fen Lisesi’ne ancak yedekten girebildim. Cevaplarımı kontrol ederken kaydırdığımı fark ettiğimde sıraya vurduğum bileğimi sakatlamıştım… Bu okulun bana kattığı en önemli yeteneklerden biri de koro şefliği idi… Okulun çoğu müsameresini ve her Pazartesi sabahı ve Cuma ders çıkışlarında okunan İstiklal marşını tüm okula söyletmemi unutamıyorum… Tiyatroda aldığım rolü ve daha sonra bu tiyatro oyununun film olarak çekilip Kütahya yerel televizyonlarında yayınlanması ve  folklör yarışmasında solo oynadığım ‘Yağmur Yağar’ oyunuyla 6. oluşumuzu da elbette unutamadım (Yağmur Yağar)... Çok sevdiğim okulumdan üç sene sonra ayrıldım.

Liseyi okumak üzere Kütahya Fen Lisesi’ne kayıt yaptırıp yatılı hayatına başladım (Kütahya Fen Lisesi). Fen Lisesi kişiliğimin oluşmasında önemli bir etken ve tüm hayatımdaki en belirgin dönemdir. Kendi tabirimle ‘uyanmak istemediğim kötü bir rüya’ gibiydi. Zira hayatımın en kötü günlerini burada geçirdim, ancak pek çok güzelliği yüzünden hiçbir zaman bitsin istemedim. Hazırlık Sınıfı’nı bir şekilde atlattıktan sonra Lise1’e geldik. Değişik ders işleniş tarzı ve çok zor olan sınavlarla başladık. Geçmişlerinde hep yüksek notlar alan öğrencileri çalışmaya itmek için yapılan bu taktik işe yaramıştı, pek çoğumuz çok çalışarak kötü geçen ilk sınavların ardından iyi notlar almayı başardı. Ben bir türlü düzeltemeyen kısımdaydım. Elbette sonunda bu okul bize öğrenmeyi öğrenmeyi de öğretebildi. Sınıf olarak çok güzel bir arkadaşlık ortamı kurduk. Lisenin bitmesini istemememin en büyük sebeplerinden biri işte bu arkadaşlarımdır. Edebiyata olan ilgim, ders çalışmak dışında her şeye kötü gözle bakan bu okulda azalmak zorunda da kalsa hiçbir zaman bitmedi. Naciye DOLAŞIK, Yasemin HÜRATA, İsmail ÇAKIR, Ali ELDİVEN, Eray KANPAK, Süleyman YILDIRIM, Şenol ÖZMEN, Muhammer Yaşar PAPATYA, Gülsem KOÇYİĞİT …. Tüm hocalarım zor yolda ilerlemeyi öğretip olgunlaşmamızı sağladılar, hepsini saygıyla anıyorum. Kütahya Fen Lisesi’nin yatılı hayatı, dersleri, sınavları, etütleri (özellikle etütleri), okul partileri, iştimaları, bandosu, folklor ekibi vs. her şeyiyle çok güzel ve hatırlanmaya değer şeylerdir, tümünü hala çok özlüyorum… Mezun olduktan sonra grup19 adını aldığımız lise arkadaşlarımla yaşadığımız onca güzel anı hala dilimizdedir. (grup19). ÖSS’ye değil okul derslerine çalışmaya iten sistem lisede oldukça saçma gelse de üniversitede değerini hepimiz anladık. Yine de tüm mezunları iyi yerler kazanan okulda ÖSS çok önemli bir yere sahipti. O yüzden stresi ömrümüzdeki en büyük heyecandı. Nihayet ÖSS’ye girdik ve grup19’a yakışır bir derece elde ettik, Türkiye’de ilk beşe girdik. Ama ben o sıralarda hayatımın en kötü günlerini yaşıyordum. ÖSS sabahı heyecandan ellerimin titremesine engel olamamam, anneannemin gözünden kaçmamış, ben sınava gittiğimde göz yaşlarını tutamamış. Sınava girmeden önce defalarca yüzümü yıkamaya gittim, birinde daha önce çok stresli olduğu için sınav günü konuşmamamız tavsiye edilen bir arkadaşım tarafından sakinleştirilmeye çalışıldım. Bu heyecanla girdiğim sınav su gibi akıp geçti, sınav çıkışında ÖSS ile ilgili her konuda çok büyük konuştum ve bir daha girmeyeceğime yemin ettim. Gazetelerde cevaplar çıktığında mutluluktan uçuyordum zira sonuç iyiydi. Tüm yaz İstanbul Teknik Üniversitesi’ni, Gemi İnşaatı Mühendisliği’ni ve Tuzla’yı araştırdım, ta ki sınav sonucu gelene dek. Hayatımın en kötü günlerini yaşadım, eksik gelen 22 puanın hesabını bir yılda bitiremedim. Nihayetinde gelecek vaad eden meslek olan Gıda Mühendisliği’ni ve ilgi duyduğum Karadeniz Bölgesi’nin en büyük şehri olan Samsun’da ki  19 Mayıs Üniversitesi’ni yazdım (Gıda Mühendisliği)(Ondokuz Mayıs Üniversitesi). En kötü günlerimde bana destek olan tüm arkadaşlarıma sonsuz teşekkürler....

Kütahya Fen Lisesi’nin Nafi Güral Fen Lisesi olması ile birlikte yeni binanın açılışı ile bizim mezuniyet törenimizin aynı zamana dek gelişi mezuniyet armağanlarımızı Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN’dan alma fırsatı getirdi ve grup19’u farklı kılan maddelere bir yenisini ekledi. Tören gazetelerde ve televizyonlarda yayınlandı. (grup19 Mezuniyet).

Samsun’a gittiğimde ne kimseyle konuşmak ne de bir şey yapmak istiyordum. Tek amacım birinci senede çok yüksek notlar alıp bir şekilde başka bir üniversiteye en azından Kütahya’dan sonra en sevdiğim şehir olan İstanbul’a geçmekti. İlk bir ay geçmek bilmedi, bayram tatili için Kütahya’ya geldim. Bayram arefesinden bir gün önce aniden başlayan karın ağrısı bir türlü geçmeyince hastahaneye gittik. Bayramda ameliyat oldum (Ameliyat hikayem). Diş sorunlarına önlem alınmaması sonucu iltihap tüm vücuduma yayılmıştı, ayrıca apandistim alındı. Samsun’a gittiğimde girmediğim beş sınav ve üç hafta devamsızlığım vardı. Sonuç olarak üniversiteye başlangıcım çok kötü oldu. Kaçan ders çalışma istediğim ikinci dönemde yerine gelmedi.

Üniversite birinci sınıfta internet kafelerde kendi başıma web sitesi tasarlamayı öğrendim, iki senede pek çok web sitesi açtım… Bunlardan en önemlileri kişisel web sitem, web tasarım kuruluşum olan cREHAtive.net, grup19.com, kutahyafenlisesi.com ve rhpozitif.net’tir…

Üniversite ikinci sınıfta ilk sene psikolojisini, ameliyat ve ÖSS trajedilerini unutup, insan kazanmaya yöneldim… Üniversitedeki insan davranışlarının farklı olması ve her kesimden insan bulunabilmesi, beni insan psikolojisini incelemeye yöneltti… İlk iki senede insan psikolojisi ile ilgili onlarca kitap okudum ve bir sürü yazı yazdım… Üniversiteyi bitirdikten sonra başka bir üniversitede psikoloji bölümünde okumayı düşünüyorum…

“Kendi krallığını yönetmek” adı altında, kendi zihnim üzerinde oyunlar oynuyor ve ara ara kendimi çeşitli denemelere yönlendiriyorum (Burası benim krallığım)… Bazen sabrımı sınıyor, bazen de kendimi tanıyorum…

Üniversite üçüncü sınıf itibariyle 21 yıllık bir bedene çok farklı yaşamlar sığdırdığımı söyleyebilirim… Beni tanıyan herhangi iki kişinin benden bahsederken aynı kişiyi anlatma ihtimalinin %35 olduğunu tespit etmiş bulunuyorum… Sürekli kendini güncelleyen, aynı aktiviteyi uzun süre devam ettiremeyen, anılara çok düşkün ama yenilikçi, kendi suçunu bulup kendi kendini cezalandırabilen ve yeni tanıdığı insanlara onların ihtiyaç duyduğu kişi gibi davranan biri olduğumu söyleyebilirim… Bu da neden kendimi kötü olarak bilip, (genellikle) iyi olarak bilindiğimi açıklıyor sanırım…

Tipik bir kova burcu olduğum düşünülür (Kova Burcu)… Üniversite üçüncü sınıfa kadar başkalarının düşüncelerinin olumsuz yönde değişmesinden korkarak yaşayan biri idim… Sonradan gördüm ki ne kadar umursarsan o kadar yanlış tanınıyorsun…

Spor olarak futbolu çok seviyorum, bir zamanlar futbol lisansına sahiptim… Lisanlı olarak yaptığım spor ise Tekvandodur (Taekwon-do)… Masa tenisi ve basketbol lisemizin popüler sporlarından olduğundan bende bundan nasibimi aldım. Voleybol oynamayı da severim. Düşünmenin de bir sporu varsa o da kesinlikle satrançtır. Onun insan zekasının yapabileceği en mükemmel oyun olduğunu düşünüyorum, birkaç kez satrançta derece almışlığım oldu.

Her zaman kitaplarla iç içe oldum. Babamın sahibi olduğu kitapçı dükkanı sayesinde tanıştığım kitapların benim için ayrı bir yeri vardır (Üniversite Kitabevi). Dükkana uğrayan yazarlar, üniversite hocaları ya da herhangi bir kitabı okumuş herhangi bir kimseden pek çok şey öğrendiğim oldu. Pek çok kitap okudum, okuma alanım bir daldan diğerine kondu. Okumadığım yüzlerce kitap hakkında yorum yapabilirim, okumuş kadar anlatabilirim. Kitapçı deyip geçmeyin, korkunç kültür kazanırsınız. Henüz orta okula yeni başlamışken, bir gün dükkanımıza gelen Dumlupınar Üniversitesi’nde hocalık yapan birisi öğrencilerine sorduğu sınav kağıdını bana gösterip çözmemi istemişti, o kadar soru içinden sadece birkaç kitabın yazarını bilememiştim. Söylediğine göre o sınavdan pek çok öğrencisi çok düşük not almış (Bir kitapçının anıları). Yazarların yanı sıra pek çok kitap dehasıyla da tanışma fırsatım oldu, kitap sohbetinden aldığım hazzı hiçbir sohbetten alamam. Gülten DAYIOĞLU, Osman SARI, Mustafa ÖZÇELİK, Erdem BEYAZID, Ümit AKTAŞ tanıştığım bazı yazarlar…

Okumak kadar yazmaya da önem ve değer veriyorum. Her türden en az bir kitap yazmak en büyük hayallerimden biri. Şuana kadar kitap olacak kadar yazdığım; günlük, anı, sinema oyunu, hikaye, şiir yazılarım var. Ayrıca roman, otobiyografi, mektup, ütopya derlemelerim var, ama henüz tamamlanmaları için çok erken. Yazdıklarım çoğunu kimseye okutmuyorum. Mutlu olduğum zamanlar hiç yazı yazamam, belki birkaç cümle. Zaten öyle zamanlarda içimden yazmak değil konuşmak gelir. Ama diğer zamanlarda kalemime sarılırım. Kendim için geliştirdiğim olay anlatma yöntemleri var, okuduğumda yalnızca ben anlıyabiliyim diye. Şiir de yazdığım çok olmuştur ama halen duran çok azdır. Çünkü şiirlerimi çoğunlukla beğenmem, zira bu konuda empati yaparım, ilk okunduğunda kulağa güzel gelsin isterim. Şair olarak Necip Fazıl KISAKÜREK’i, hikaye yazarı olarak Mustafa KUTLU’yu, roman ve düşünce yazarı olarak Tolstoy’u, araştırma yazarı olarak Robert Greene’i örnek alırım, onlara ulaşmaya çalışırım.

Babam İbrahim NAZLI, iki kitap dükkanı sahibi. Çalışmamızı ve sonra tekrar çalışmamızı, kendi kendimize karar verebilmemizi ve bu kararların doğru olmasını ister. Annem Nesrin NAZLI, hep iyiliğimizi düşünmesine rağmen hayatta en çok dert verdiğim insandır heralde. Bir küçük kardeşim Ensar NAZLI tanıdığım en değişik insanlardan biri olmasının yanı sıra, sinirlendiğinde en çok uzak durmak isteyeceğim kişilerdendir. Diğer erkek kardeşim Ömer Faruk NAZLI abisi olmasam elinden çok çekeceğim, her şeyiyle özgün olmayı amaçlayan ve pek çok şeyde de bunu başaran birisidir. Küçük kardeşim Sena NAZLI, ‘cadılık’ yöntemiyle söz geçirmeyi öğrenmiş, büyüdüğü halini merakla beklediğim kişidir.

Kendini tek kelimede anlat denecek olsa muhtemelen şu kelimelerden birini seçmem gerekecektir; “tezat”,”kararsız”… Çünkü şu ana kadar fark ettiğim üzere; saplantılı ama umursamaz, başarılı ama tembel, gelenekçi ve radikal, her şeyi kolaylaştırmaya çalışan zor insan, asabi ama güleç biriyim... Kendi hayatımı bu kadar uzun yazdığıma göre kendini beğenmiş sayılabilirim ama yazılarımdan anlaşılacaktır ki kendime çok kızarım… Bu da ayrı bir tezatım…

Hayat hikayemin üçüncü kez güncellenmiş halini okuduğunuzu bildiriyor, teşekkür ediyor ve saygılarımı sunuyorum…

(16.05.2008)

 

Anasayfa arrow Hayatım

Haftanın Sözü

"Akıllı olan herşeyi fark eder,aptal ise fark ettiği her şey üzerine konuşur"

Dünya Atasözü

Tüm Sözler

Bugünlerde Okuduklarım



internet kitapçınız kitapyurdu.com'dan binlerce kitaba ulaşabilirsiniz.